19 Ağustos 2011 Cuma

kimbaira


bir sihirbaz ve bir elma, mutsuzluk toplarlarmış kaju ağaçlarından. mutsuzlukla beslenip, gerçek huzuru ararlarmış kaju kabuklarında. sihirbaz ve elmanın aşkı dillere destanmış. bu masalda ya da başka bir masalda ikamet edemez, topluluklarda yaşayamaz, hayallerde uyur, şarkılarda yoklarmış. onların yokluğu, en büyük dağların varlığına ilham verir, kaybolmanın hayaliyle yaşarlarmış.
Kimbaira masal şehri, amber renkli ağaçların derin denizleri süslediği, derin denizlerinde derin yaralı balıklarının kanadığı, halkının susamadığı, açlıktan değil de aşktan öldükleri bir şehirmiş. en büyük aşkları derin gökyüzü, en derin yaraları derin denizler alırmış. iki tanrısı varmış bu şehrin, isimlerinin bilinmediği.ama sarı ama mavi ama kırmızı. üç rengin karışımından çıkan eşsiz bir renkle tonlara ayrılırlarmış bu iki tanrı. isimleri yok. adları bu.
Kimbairada düzen, yeşil elmaslardan, kırmızı zümrütlerden sorulurmuş, aşklar ise siyah kajulardan. 
bir sabah, sağırların duyduğu, duyanların sağır olduğu, körlerin gördüğü, görenlerin köreldiği garip bir sesle uyanmış kimbaira halkı. sokaklara dökülmüş herkes ve çocuklar gülmüş. kehribar saçılmış her yere, yeşil elmaslar saklanmış, yeşil elmalar kızarmış, kehribar yağmur gibi yağmış derin denizin içine, derin deniz sararmış, sonra, sonrası hiç olmamış. sonu olmayan seslerin bekçisi dilsizler derin denizleri içip, kehribarı kusmuşlar. dilsizler patlamış, derin deniz yaşamış.. halk, feda etmiş bir kehribara derin dilsizlerini. derin derilerini feda etmeyi öğrenmiş dilsizler. derin dilsizlerin derin derilerinden beslenmiş derin yaralı balıklar en derinlerde.
her şeyden habersiz epeyce yuvarlanmış elma ve epeyce yürümüş sihirbaz. epeyce yol aldıktan sonra elma ve sihirbaz, midelerindeki mutsuz kajuları yollara kusarak, çift tanrılı kimbaira nın derin denizine doğru yüzmüşler. sonsuz mutsuzluğa kulaç atıp belki bir kaç kere boğulma tehlikesi atlattıktan sonra sanıyorum bayılmış olmalılar. siyah kajular uyandırmış sihirbazla elmayı, tam da denizde kırılan gökkuşağı sokağında.
bir ısırık almış sihirbaz yol arkadaşından. (birine doymak ne demekti?) yumuşak değilmiş, ama sert de diyemezmiş. ne tatlı diyebilirmiş ona, ne ekşi. (tatlının zıttı tuzlu muydu?) belki de bunlar sadece bir saniye sürmüş. kırmızı elma artık yokmuş. son sözü yokmuş elmanın, vedası da o daha çok küçükken ölmüş. orucunu bozan bir müslüman gibi günaha girmiş sihirbaz, oyunu bozmuş, sırrını söylemiş. (bir sihirbazın en büyük sırrı neydi?) bir bütün olmayı öğrenmiş son ve yerle gök birleşmiş adeta. tek tanrı olmakmış belki anlam, belki de kaybolup gitmekmiş buralardan. belki anlamsızca yaratmış bütün anlamlı olan her şeyi ama yine de önemi yokmuş bunların. çünkü anlam, derinde hayat bulurmuş sadece. Kimbaira’da hayatın anlamı derin denizlere gömülür, susan körlerde konuşur, dipsiz imgelemde cisim bulurmuş. 
üç rengin karışımından çıkan eşsiz bir renkle birleşmiş sihirbaz ve elma. isimleri yok. adları bu. benim şehrimin adı: Kimbaira.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder